YENİDEN DİRİLİŞ – Musa ( as) ve Samiri ler

Bismillahirmanirrahim

YENİDEN DİRİLİŞ – Musa ( as) ,Samiri ve buzağı kıssasına bakış

Kuran anlatımı akıcılığı, geçişgenliği, matriksliği ve müteşabihliği ile , hem kadim konuları o kadim haliyle ele alıp hem de o kıssanın taşıyıcılığı ile mesajı geleceğe taşıyan muhteşem bir anlatıya sahip.

Sadece kelimeler ya da kavramların müteşabihliği değil aynı zamanda kelimelerin tınısal ve kavramsal benzerlikleri  ve çağırışımları da içiçe geçebiliyor

Örnek verirsek:

ZULUMAT: Karanlık, gece, ZULM ile aynı kökten olmasının muhteşemliği

RİH: Rüzgar, itici güç , yer değiştiren, götüren, ilerleten , RUH ile aynı kök

NAR- NUR: İkisinin de ışıksal anlamı . Ancak birinin yol gösterici diğerinin yakıcı ve yok edici olması

KURBAN: Yakınlaşma ve akraba ile kesilen hayvan ile amaçlanan

Gibi

Aynı şekilde

İCLE ( BUZAĞI ) ve ACELE arasındaki köksel benzeşimin de insanın ACELECİ olmasına yapılan ,  sabredememek, hemen yolunu sapıtmak ile ilgili vurgu ve Musa kıssasında ki bu anlatım muhteşemdir.

ENBİYA.37: İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin.

Bu insanın kolaya, hızlı olacak olana, hemen olacak olana meyletmesinin adıdır.

BAKARA.51: Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz.

Anlatım şudur. DAHA ÜÇ GÜN GEÇMEDEN SAPITTINIZ! NEDİR BU ACELE?

 

Devamı elbette çok detaylıdır. Herbirinin deve dişi gibi büyük konular olduğunu vurgulayıp  ve şimdilik sadece ÜNLEM (!) koyarak geçtiğimiz bu konuları da daha sonra işleyelim.

Bakın BAKARA.51 den sonra ki ayette ne diyor:

BAKARA.52: Bundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık. (!)
Bakara.54: Hani Musa, kavmine: “Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır” demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Hani Allah şirki bağışlamaz deniliyordu?  Ama tersini söylüyor ayetler. O alelacele düşünmeden, sorgulamadan kendilerini kayalıklardan aşağı boşluğa bırakmış ta amaçsız şuursuz ve anlamsız şekilde boşlukta toz zerresi gibi uçuşup, kendini belirsiz bir kuşun kapıp götürüvermesine açık değersiz ruhlar, ancak TEVBE ederek FARKINDA olup, BEN ARTIK YAPMAYACAĞIM, neyi yapmamam gerektiğini biliyorum, diyerek yönünü O veche dönerlerse affedilenlerdir.

 

BAKARA.15: (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.

HAC.31: Allah’ı birleyen (Hanif)ler olarak, O’na ortak koşmaksızın. Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.

Yani  ALLAH tan başka rabler aramak ve ilahlar edinmek, amaçsızlık ile nereye gideceğini bilememek ile özdeşleştirilir. Kuran MÜSLÜMAN insanın ne yaptığını ve neden yaptığını bilen ve emin olan insan olduğunu vurgular. Bu yüzden  çok değerlidir.

Peki neden bu kadar hızlı karar değiştiriyor insanlar? Nedir onları motivasyonunu bu denli hızlı değiştiren köksel etken? Daha dün İMAN ettik derken bugün SAPKINLIK üzre olmalarının sebebi nedir?

BAKARA.55: Ve demiştiniz ki: “Ey Musa, biz Allah’ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız.” Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.

Burada ki SAİKATU: ÇARPILMAK manasında yıldırımın etkisini anlatan bir kelimedir. Bakara 19 daki BERK ve RAD kelimeleri ile anlatılan ise bu yıldırımın etkisinin nevini anlatan IŞIK ve GÜRÜLTÜ sonuçlarıdır. Gök gürültüsi ile kulaklarını tıkayan insanlar , kendilerini kör ve sağır yaparlar.

Nedir mevzu?

İnsanların, sanki FAR GÖRMÜŞ TAVŞAN gibi , gözlerini YILDIRIM ALMIŞ şaşkın ve yıldırımdan sonra geceleyin çok daha karanlık altında kalakalan , yönsüz ve yolsuz kitleler gibi olmalarının şaşkın ifadesini neden anlatıyor Allah?

O kadar şirazeleri kaymış ve o kadar İLAH kavramlarını yozlaştırmışlar ki RAB edindikleri şeyin sanki elle tutulur gözle görülür olmasının imkanszılığını ve saçmalığını öne sürerek;  zımnen BİZİM DERDİMİZ ALLAHA İMAN FİLAN DEĞİL  , BIRAK BİZ BÖYLE MUTLUYUZ diyerek ayak sürümelerini anlatıyor.

Allah da diyor ki tabiri caizse : SİZ ALLAHI GÖRMEK İSTEDİĞİNİZİ SÖYLÜYORSUNUZ, SİZ DAHA BURNUNUZUN DİBİNİ GÖRMÜYORSUNUZ  ki ALLAHI GÖRESİNİZ.

Bu YILDIRIM ALMASI ile alakalı yine BAKARA suresinin biraz önceki ayetlerinde , gece karanlıkta yol arayanların şimşek çakması ile yollarını aydınlandı sanmaları ve birkaç adım atıp da şimşek in aydınlatıcı etkisi geçtiğinde gözlerin çok daha büyük bir karanlığa düçar olduğunu anlatması konusu da vardır. BU insanlarda yine nereye gittiğini BİLMEYEN, FARKINDA olmadan , amaçsız zombiler gibi etrafta koşuşuturan ölü bedenler gibidirler.

Bu yukarıda anlattığımız tip , aslında dertleri ALLAH I BULMAK olmayan tipler için diyor ki Allah: ( dertleri dönmek, doğruyu bulmak aramak değildir…)

BAKARA.17-18-19-20-21: Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler. Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.

Devam edelim. İnsanların neden ACELECİ olduğuna dair sorgulamamıza.

Bakara.93: Hani sizden misak almış ve Tur’u üstünüze yükseltmiştik (ve): “Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin” (demiştik). Demişlerdi ki: “Dinledik ve baş kaldırdık.” İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: “İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?”

Demek ki İNKARLARI DOLAYISI İLE ACELECİLER. Neden? Çünkü odak noktan Allah değilse, yol göstericin ALLAH değilse, ŞİMŞEKLERİN YILDIRIMLARIN önlerini aydınlattığı süre kadar vakitleri var. Acele etmeliler.

BAKARA.20: Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.

Allah yakın göğü süslü kıldığını söylerken de burda insanın ACELECİLİĞİNE bir vurgu var . İnsan karanlıklarda kaldığında nasıl ki arayıp sabredip yıldızları izleyip kendine doğru yolu bulacak bir uğraşıyı katlanılmaz bulur ve hemencecik buluverelim, hemencecik zorlanmadan oluversin, bedel ödemeyelim, zor olmasın diyerek TUR DAĞINI ÜZERLERİNE DÜŞÜYOR  sanıp bu İMAN yükünü taşıyamaz olurlar.

ARAF.171: Bir zamanlar dağı, sanki bir gölgelikmiş gibi üstlerine geçirmiştik. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik ki:) “Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki sakınasınız.”

Bu “ OHOOoo ABİCİM KİM UĞRAŞACAK ŞİMDİ İNFAK ZEKAT CİHAT ALLAHA HAS KILMAK; MAZLUMA ÜZÜLMEK…..ZOR İŞLER BUNLAR” psikolojisi ile, sadece sözle İMAN ETTİM demesinin  yeterli oluvermesini isteyen kolaycı ve aceleci insan. Hemen olsun ister. Sorgulamak yerine bir şeylerin peşinden gidivermesinin kurtulmaya yeterli olmasını hayal eder, umar.. Bu kurtuluş umudu , karanlıklarda  bir yıldırım ışığı olurken, bazen de  bir insan olur. Belki bir …İZM olur. Kimbilir.

Kimdir bu  KISA ve BATIL yol gösterici? Kıssamız da YILDIRIM ın gecenin karanlığında 3-5 saniye etrafı aydınlattığının sanılıp da PEŞİNDEN gidildiği ama o ışık geçiverince insanların kendilerini çok daha büyük karanlık içinde hissettikleri sahte yol gösterici  kimdir? 

SAMİRİ

Evet… SAMİRİ

İnsanlar ı İNSİ yapıp da birilerinin , birinin peşinden sürüklenivermesine vesile olan SAMİRİ ler . Toplumun önüne ,onların bu ACELECİLİĞİNİ farkedip, YAKIN GÖĞÜ SÜSLÜ kılınması tabiri ile anlatılan o “HEMEN OLUVERSİN  ve “ VAH

Yİ DOĞRULUKTA OLSUN” psikolojisinin ile SÜS EŞYALARINDAN DÖKÜLEREK YAPILAN BİR BUZAĞI koyarak onları BUDA ALLAHTANDIR diyerek aldatan meşhur DİN AFYONDUR ile anlatılan  kıssaların baş kahramanı.

Geleneksel anlayışta  SAMİRİ  ve ÖLÜ İNEK kıssası nasıl anlatılır?

  • Mısır toplumunda İNEĞE tapan insanlar
  • Hemencecik gerçekleşen sahtelikler
  • Altın ve gümüşün hipnoz eden etkisi
  • BUDA RESULDENDİR diyerek sanki resulün sözü gibi kırk yalanın arasına bir doğru katarak ALGI oluşturan toplum mühendisliği
  • Mucizeyse al sana daha büyük mucize diyerek insanları düşünmeden bir şeylerin peşinden gitmelerine kızarak bu sefer onları çok daha büyük bir sorgulamama paradoksuna sokmak.

 

Diyanet tefsirinden alıntıdır: “….Bu âyetlerde İsrâil tarihine ilişkin olaylardan bir sahne anlatılmaktadır. Burada, Hz. Peygamber dönemindeki yahudilerce bilindiği için (bk. Tesniye, 21/1-9), söz konusu ineğin kesilmesini gerektiren olayın ayrıntısı hakkında bilgi verilmemiş, sadece 72. âyette bir adam öldürme olayından söz edilmiştir. Hz. Peygamber dönemindeki yahudiler, bu olay hakkında mâlumat sahibi idiler. Bazı sahâbîler de onlardan edindikleri bilgilerle olayın teferruatı hakkında açıklamalar yapmışlardır. Abdullah b. Abbas, Ubeyde b. Sâmit, Ebü’l-Âliye gibi sahâbîler ve diğer bazı ilk dönem müfessirlerinin verdiği birbirine yakın bilgilere göre hayli zengin ve yaşlı bir yahudi, mirasına ve kan bedeline göz diken yeğeni tarafından öldürülüp bir yere atılmış, cinayet bir mâsumun üstüne yıkılmak istenmişti. Katilin bulunamaması yüzünden toplumda neredeyse silâhlı mücadeleye kadar varacak bir gerginlik doğdu ve olay Mûsâ’ya bildirilerek kendisinden bir çözüm bulması istendi. O da Allah’tan aldığı vahye uygun olarak bir inek kesmelerini ve bunun bir parçasıyla maktulün cesedine vurmalarını emretti. Denilenin yapılması üzerine maktul dirildi ve kendisini öldürenin kimliğini açıkladı (Taberî, I, 337-340; Râzî, III, 114). Böylece bir mûcize olarak ölünün dirilmesiyle bir yandan adalet yerini bulup ihtilâf ortadan kalkarken bir yandan da yüce Allah’ın ölüleri diriltmeye muktedir olduğu gösterilmişti.

  1. âyette kendilerine bir inek kesmeleri emredildiğinde İsrâil­oğulları’nın, “Bizimle alay mı ediyorsun?” diyerek hayret ettikleri bildiriliyor. Muhtemelen bu, onların sığıra bir kutsallık atfetmelerinden ve onu kesmek istememelerinden ileri geliyordu (Ateş, I, 181; Mevdûdî, I, 85). Bilindiği gibi İsrâiloğulları uzun yıllar Mısır’da kalmışlardı. Mısır kültüründe sığıra kutsallık atfedilmekteydi. Öyle anlaşılıyor ki onlar da Mısır’daki bu bâtıl inançtan etkilenmişlerdi. Nitekim Hz. Mûsâ Sînâ dağında bulunduğu sırada da kavmi Sâmirî’nin yaptığı altın buzağı heykeline tapmaya kalkışmışlardı (bk. Bakara 2/51, 54; A‘râf 7/152; Tâhâ 20/85-96). Konumuz olan âyetlerde, İsrâiloğulları’nın, kesmeleri gereken sığır hakkında bir sürü sorular sormaları onu kesmek istememelerinden kaynaklanıyordu. Nitekim 71. âyetin sonunda “Az daha yapmayacaklardı” şeklindeki açıklama da istemeye istemeye kestiklerini göstermektedir. Tevhid dininde Allah’tan başka hiçbir şeye tapmak mümkün değildir. Bu sebeple Allah onlardan bir inek kesmelerini istemekle dolaylı olarak onun kutsal olduğu inancını da yıkmak istemiştir (İsrâiloğulları’nın, Hz. Mûsâ’ya “Bizimle alay mı ediyorsun?” demelerinin ve ardarda sorular sormalarının başka sebepleri hakkında ayrıntılı açıklamalar için bk. Râzî, III, 115-118)……”Musa nın kavminin arasından 40 günlüğüne ayrıldığında tüm toplumu kendi peşine sürükleyen SAMİRİ ve Musa nın döndüğünde HArunun sakalından tutarak çaresizce azarladığı o anlar.

Çok mu uzun geldi size bu süre diyordu Musa? Yahu daha 3 gün oldu ayrılalı aranızdan. CENNETTE buluşacaktık sizinle? Bu VAADİN gerçekleşmesi size çok mu uzun geldi ? Neydi aceleniz ?

diyordu

 

TAHA.86-87-88: Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: “Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız? Dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı. Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, “İşte, sizin ve ilahınız, Musa’nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu” dediler.

“…BÖĞÜRÜYORDU… duyduğumuzda Kulaklarımızı kapattığımız YILDIRIM SESİnde olduğu gibi kulaklarımızı kapattık ve kendi ellerimiz ile kendimizi duyamaz yaptık. SENİ  duymadık, hakkı duymadık. Aceleciliğimiz kör ve sağır etti bizi. Ve Samiri : İŞTE YOL BUDUR dedi.. RAB budur dedi.. Bizde düşünmedik, zor geldi düşünmek, istemedik bile düşünmeyi. Müslüman olmanın zorluğuna katlanmaya yüreğimiz de yetmezdi zaten. Böylesi çok kolaydı. …” der gibiydiler.

Sorguladı Musa, Harunu da Samir iyi de neden yaptınız diye?
ARAF.150:Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: “Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?” dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) “Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)” dedi.

 

TAHA.96: Samiri dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.

BU DA ALLAHTANDIR diyerek toplumu yanıltanları lanetliyor Allah.

 

Artık o BUZAĞININ KESİLMESİ gerekiyor. Ama ayak direyecekler. Çünkü dertleri ALLAH ı bulmak değil. Onların derdi: NOLUR Kİ BUDA BÖYLE OLUVERSİN kolaycılığı . Nitekim kıssa da o buzağının kesilmesini , atılmasını, ortadan kaldırılmasını isteyen emirden sonra 3-5 kez anlamazdan gelmeleri de bundandır. Hala BELKİ DE TAM BUNU İSTEMİYORDUR diye bir ara formül aramalarının sebebi budur. En son  o buzağıyı yok etmeyi kabul ederler ama az daha yapmayacaklardı.

 

BAKARA.71: (Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir” dedi. (O zaman): “Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

BAKARA.72: Hani siz bir nefsi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.

Ancak ineği kesmek yetmez. Mesele YENİDEN YENİ BİR YARADILIŞ ile KENDİNİ DİRİLTMEK.  O öldürdükleri eski hallerini şimdi DİRİLTİP YENİ BİR BAŞLANGIÇ yapmaları. Yepyeni, taptaze. TEVBE böylesi bir yenilenmedir.Şimdi onu anlatacak. Ama önce  az sonra BAKARA .72 de anlatacağı HANİ SİZ BİR NEFSİ ÖLDÜRMÜŞTÜNÜZ dediği kişi kim? ( Geleneksel anlayışta bu kişinin toplumda öldürülen bir adam olduğu ve katilinin gizlendiği, ineğin  bir parçası ile  ölüye vurularak , ölünün kendi katilini söylediği fantastik  bir hikaye olarak anlatılır)

Allah aynı ayet kümesinin öncesinde BAKARA.54 de  anlatıyor:  ÖLÜDÜRÜLMESİ GEREKEN NEFSİN kim olduğunu söylüyor. O NEFS: BAŞKA ŞEYLERİ İLAH EDİNEN NEFS.

 

 

BAKARA.54 : Hani Musa, kavmine: “Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır” demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Devam edelim.

BAKARA.72-73: Hani siz bir NEFSİ öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı. Bunun için de: “Ona (o ÖLÜ NEFSE , kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.

Öldürülen bir nesf var ve birbirini suçlayan bir halk.

TAHA.87-88: Dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı. Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, “İşte, sizin ve ilahınız, Musa’nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu” dediler….”

Samiri de karşılık onlar: YAHU BEN NE YAPTIM.. BEN SADECE ONLARIN GÖRMEDİĞİNİ GÖRDÜM.. ONLARIN ÖNÜNE SADECE BİR İZ BIRAKTIM.. BU MU YANİ SUÇ?

Diye karşılıklı birbirini suçlayan ve birbirini  bu ölüşe sürükleyen kitle..MELEİ ALA kavgası. Tam cehennemin kapısında: SİZİN AKLINIZ YOKMUYDU? NEDEN BİZİ TAKİP ETTİNİZ diyecek olan birbirine düşme mevzusu.

Ahzab.67: Ve dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.”

FUSSİLET.29: İnkar edenler dediler ki: “Rabbimiz, cinlerden ve insilerdan bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar.”

ARAF.38: (Allah) diyecek: “Cinlerden ve insilerden sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin.” Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: “Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış bir azab ver diyecekler. (Allah da:) “Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz” diyecek.

 

Bu arada  Bakara.73 de ki ONA kelimesi DİŞİL bir kelime olduğu için : Bunun önceki ayette geçen İNEK olduğunu bizde doğruluyoruz.  İNEĞİN kesilmesindeki zorluğun ve onları buraya getiren tüm sebeplerin ortadan kaldırılmış olmasının  ve bundan ALINACAK DERS ile nefslerini Allahın izni  ile  yeniden dirilteceklerini anlatan muhteşem bir ONLAR ERMİŞ MURADNA BİZ ÇIKALIM KEREVETİNE tarzı bir final olduğunu görüyoruz.

Bu sahne için Ekran da SON CÜMLE ŞU olurdu

 

BAKARA.56: Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.

Elhamdülillah

 

Elbette en iyisini Allah bilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir