Haram Aylar, Savaş Hukuku ve İlahi İlke:
İslam’ın Savunma Merkezli Düzeni Üzerine Bir Değerlendirme
İslam’ın savaş ve barış anlayışı, tarihsel geleneklerden değil, ilahi ilkelerden beslenir. Bu nedenle İslam öncesi Arap toplumlarında uygulanan bazı geleneklerin “İslam tarafından kurala bağlandığı” iddiası, Kur’an’ın temel yaklaşımıyla örtüşmez. Çünkü Allah, inkârı esas alan toplumlarla ortak bir hukuk zemini kurmaz. Kur’an’a göre inkârcılar, kendi çıkarları dışında kalıcı bir barışa sadık kalmazlar.
Nitekim Kur’an, Ehl-i Kitap ve müşriklerin Müslümanlara karşı tutumunu şu şekilde ifade eder:
BAKARA.217: “Onlar, siz onların dinine girinceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Kim dininden döner ve inkârcı olarak ölürse, işte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir.”
BAKARA.105: “Ehl-i Kitap’tan ve müşriklerden inkâr edenler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler.”
Bu ayetler, inkârcı toplumların Müslümanlara karşı kalıcı bir iyi niyet ve barış iradesi taşımadığını açıkça ortaya koyar.
⸻
Haram Aylar: Gelenek Değil, İlkesel Karşılık
İslam öncesi Araplar, “haram aylar” adını verdikleri dört ayda savaşmama geleneği oluşturmuşlardı. Ancak bu uygulama ilkesel değil, tamamen keyfîydi. İşlerine geldiğinde ayların yerini değiştiriyor, saldırılarını erteliyor veya meşrulaştırıyorlardı:
TEVBE.37: “Haram ayların yerini değiştirmek, inkârı artırmaktan başka bir şey değildir.”
Bu nedenle Kur’an, bu uygulamayı ahlaki bir sistem olarak değil, çıkar temelli bir manipülasyon olarak görür.
İslam’ın yaklaşımı ise tamamen farklıdır:
Sana saldırmayan birine saldırmak haramdır.Barış esastır, savaş istisnadır.
Kur’an bunu net bir ilke olarak ortaya koyar:
BAKARA.190: “Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda savaşın; fakat haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez.”
ENFAL.61: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de barışa yanaş ve Allah’a tevekkül et.”
Yani İslam’da zaman değil, tutum belirleyicidir.Saldırı yoksa, savaş da yoktur.Bu durumda Müslümanlar için 12 ayın tamamı fiilen haram aydır.
“Haram Aylar, Haram Aylara Karşılıktır”
Kur’an’ın şu ifadesi, konunun özünü netleştirir:
BAKARA.194: “Haram aylar, haram aylara karşılıktır.”
Bu, “siz dört ay saldırmazsanız, biz de saldırmayız” demektir.Zımnen şu anlamı taşır:“Zaten saldırmazsanız, biz hiçbir ayda saldırmayız.”
Ancak sorun şudur:İnkârcılar bu barışı sadece güç dengesi eşitken veya çıkarları gerektiriyorsa korurlar.
Bu nedenle Kur’an, Müslümanların pasif kalmasını değil, caydırıcı güç oluşturmalarını emreder.
ENFAL.60: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın ki, bununla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başkalarını korkutasınız.”
Barışın korunması, ancak hazırlıklı olmakla mümkündür.
Haram Aylar Bittiğinde Ne Olur?
Tevbe Suresi, saldırganlığın yeniden başladığı bir dönemi anlatır:
TEVBE.5: “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün…”
Bu ayet, barışı bozan, antlaşmaları çiğneyen ve saldırıya geçen taraflara karşı savunma hakkını ifade eder.Biraz sonraki ayette ise bu durum açıkça gerekçelendirilir:
TEVBE.12: “Eğer onlar, antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün öncüleri ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yaptıklarından vazgeçerler.”
Yani savaşın sebebi din değil,saldırı ve ihlaldir.
Müslüman Savunmasının İlahi Desteği
Kur’an, Müslümanların sayısal azlığına rağmen dirençli olmalarını ister:
ENFAL.65:“Ey Nebi! Mü’minleri savaşmaya cesaretlendir. Eğer sizden sabreden yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelir. Eğer sizden yüz kişi bulunursa, Kafirlerden bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar gerçekten anlamaz bir halktır…”
Bu üstünlük, maddi değil, iman ve motivasyon kaynaklıdır:
ENFAL.12: “Rabbin meleklere: ‘Ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin’ demişti.”
Sen yardım istersen ; yani amacının ALLAHIN SAFINDA ( İYİLİĞİN VE HAKKIN YANINDA ) olmak olduğunu deklare edersen ; bu motivation seni galip getirebilir ;
ENFAL.9:Hani siz, Rabb’inizden yardım istiyordunuz. O da ardı ardına bin melekle yardım edeceğim diye, isteğinize karşılık vermişti.
Yani Müslümanlar:
- Savaşta yalnız değildir
- İlahi destek altındadır
- Ama yine de hazırlıklı olmak zorundadır
İslam’ın Nihai Hedefi
İslam’ın amacı yıkmak değil, ıslah etmektir.
Kur’an’ın hedefi:
- Zulmün sona erdiği
- Güvenliğin tesis edildiği
- Vahyin rehber olduğu
- Mescid-i Haram’n imla edilmesiyle anlatılan vahye dayalı İYİ bir dünya düzeninde özgürce yaşanılanildiği bir dünya düzenidir.Bu hedef, şu ilahi vaatle sembolleşir:
FETİH.27: “Allah, Resulüne rüyasında Mescid-i Haram’a güven içinde gireceğinizi göstermiştir.”
Bu, barışın, adaletin ve ilahi düzenin nihai vizyonudur.
Sonuç olarak :
İslam, savaşın değil, barışın dinidir.
Ancak barış:
- Zayıflıkla değil
- Hazırlıksızlıkla değil
- Boyun eğmekle değil
Güç, ilke ve adaletle korunur.Sana saldırmayanla savaşılmaz.Ama saldıran karşısında da geri durulmaz.Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu sistem, ne geleneklerin ürünü,ne de tarihsel bir uzlaşmadır.Bu, doğrudan ilahi bir ilkedir.
Çünkü İSLAM doğru insanların yaşadığı doğru toplumlar inşa edebilme stratejisi takip eder ve buna insanı inşa etmekle başlar .
Hakkın iyinin hedeflendiği vahye dayalı olduğu için asla haksızlığın olamayacağı MESCİDİ HARAM ( Kötülüklerden arındırılmış dünya ) hayali için
KURAN OKUYUN